Bulut beyaz
Bulut pamuk
Bulut sessiz
Bulut hafif
Bulut ıslak
Bulut dolu
Bulut gezgin
Bulut değişken
Bulut özgür
Bulut çocuk
Bulut başı göklerde
Bulut bilir
–yağacağı yeri
Bulut ömürsüz
Bulut yerle bir
–döker kendini
Bulut damla
Bulut su
Bulut buhar
–yine göklere uçar
Bulut hep bulut
Bulut beyaz
Bulut pamuk
Söz birliği etmemiş benliklerim
Artık söz birliğine teşne
Hiç sözüm geçmemiş
Arsız bir huzurum var artık
Bir de orda olsam keşke
Hiç bir şey
Hiç bir şeye
ait değil
Her şey
Her şeyin
Sahibi
Dün müydü
Yoksa önceki gün mü
Hatırlayamadım birden
Yokmuş zaten öyleyse
Bitmiş gitmiş
Geldimi bahar buralara
Turunç çiçekleri kokar ilkin
Habercisi sıcak günlerin
Daha sarmadan ılığa havalar
Azmadan daha bahar
Diner hemen kokusu
Bırakır kendini buram buram
Başka bahar öncesine kadar
Kaybolacağım belki yarın
Kim olacağım
Boşluğu göremezsin
Yoktan yok hiç olacağım
Senindir benden olan
Sen kim
Ben olandır
Benimdir senden olan
Ben kim
Sen olandır
Bir yer varmış bizden içre
Biz yokmuş ki
Kim olandır
Karamsardı
Kara bağlardı
Kar tanesi gibi narindi
Kar olup yağsa üşütmezdi
Kara bassa iz olmazdı
Kara kaplıydı
Karası yok ummandı
Kararlıydı
Kararsızdı
Karaydı
Kapkaraydı
Kararınca
Kararında
Karardı
Kadın gibi dünler
ve ürkek yarınlarla hem hâl
Bîhaber gelmiş sabahlarda
Ötükenleri duymaz yürek
Hem taşar
Erken bahar tarlasında geceyse eğer
ve eğer susmuşsa her hâl
Gelenle giden bir olmaz
Yeşiller grilenir
Gelincikler siyaha kaçar
Sıradağlar, yalçın dağlar
Bey dağlar
Güzelköy'den değsem size kımıldar mı Kumluca
Bir kız ağlar
Ben ağlarım
Sıradağlar, yalçın dağlar
Hey dağlar
Konsam ağırlığımca en tepenize zıt çıkar mısınız öbür yandan
Dökülsem bir kovuğunuza hem ağlar mı Himalayalar
Sokulsam en kuytunuza dağlanır mı eteği en yücenizin
Yıkılır mı en uçtakiniz yığılsam öte yamacınıza
Ağladığımı o kız duyar mı
Sıradağlar, yalçın dağlar
Ey dağlar
Ne anlatacağım
Kimseyi ilgilendirmediği gibi
Nasıl anlatacağım da
İlgilendirmez kimseyi
Kimin sınırlı sorumluluğu
Duyup duymamak kadardır
Niçeleri geldi geçti
Olamadık tastamam
Ey akıldan bodur kardeşlerim
Kalıp gibi durmayın
Anlaşabilmek istiyorsanız
Arada bir zıplayın
Neler etkiler bizi... Neler etkilemez?
Etkilemeyen şeylerin de bir etkisi olmalı ki etkilemedikleri sonucuna vardırıyor bizi nihayetinde. Eh, onlar da etkiler diyebilir miyiz o halde?
Etki, maruz kalınan şeydir denilebilir. Dıştan gelip algı kapımızı çalan, savunma kalkanımıza çarpan, belki duvarı delip içimize giren, belki de içimizde kalmayıp hızla girdiği yerin tersinden çıkarak bizde büyük bir yara, büyük bir boşluk bırakıp giden şeydir, şeylerdir.
Bizi etkilediğini veya etkilemediğini düşünmemiz fayda etmez ki şöyle önümüzden geçip gitmesi bile iz bırakabilir. Ya bilincimize yerleşir ya da bilinçaltımızda bizi veya başkalarını bir gün fena şaşırtabilecek bir yer edinir farkında olsak ta olmasak ta; biz istesek te istemesek te...
Maruz kalınan etkilerden yukarıda olmak, onlara yukarıdan bakmak değil ama, belki etki diye nitelenebilecek şey hakkında ilk görüş değil, ön yargı değil, ''bilgi'' sahibi olmak, bizi o etkinin salvosundan kurtarabilir. Buna güçlü olmak, hazırlıklı olmak diyelim.
Ama 'maruz kalınan' diyoruz ki 'beklenmeyen şey' anlamı daha ağır basar; bizi öngöremediğimiz bir anda ve şekilde, hakkında fikir yürütmeye bile fırsat vermeyecek hızda yakalamışsa, ondan etkilenmemek adına ne yapılabilir?
Etkilenmedik demek yerine etkilendiğimizi kendimize itiraf edebiliriz...
...miyiz?
Akıl insana yaşamayı emreder, koşullanmalar ölmeyi. Ölmeye koşullanmıştır bazı insanlar, motive edilirler ölüme. Ölecekmiş gibi yaşarlar ki bu dünyaya sonra ölmek için gelmişlerdir. Ölümden sonrası gözetilerek yaşanır, eğer ölümden sonra iyi bir hayat(!) düşleniyorsa, şekil itibariyle ona göre bir duruş sergilenmelidir, genellikle herkes nasıl duruyorsa.
Yaşarken de ölünür. Zaten ölüm odaklı yaşanan hayatlar, yaşam süresince karşılarına çıkabilen ve aslında başa çıkmaları gereken etkileri, teslimiyetçi bir tevekkülle karşılarlar. Karşılayamayanlar için bu zayıflıktır, dirayetsizliktir ve yaşarken ölünür, teslim bayrağı çekilir hayata karşı.
Zaten alınlarında yazılıdır insanların başlarına gelecekler, karşı durmak boşunadır. Onun yerine dünyalar batırılır, rüyalar bitsin istenir kendiliğinden. Zaten öyle gelmiştir başa gelen; başa gelen çekilir.
Kurallar vardır, karşı durulduğunda sonra çekilecek müebbet cezaların kapakları.
Hapseder bazı insanlar kendilerini; Yaşamdan öte köy beklenir. O köy bizim köyümüzdür, gitmesek te kalmasak ta hiç varılamayan ve aslında olmayan.
Hiç, hiç olunabilir mi? Mutlak 'sıfır' diye bir şey var mıdır? Fani bedenlerin uzayda kapladığı hacim midir çokluğu oluşturan, yoksa ruhumuzun görünmemezlikten mustarip hiçliği mi daha çoktur. Yok mudur? Hiç midir?
Hiç değilse ne kadardır? Ne kadarız?
Kendi içinizde büzüştürdüğünüz çokluk hiçliğe dönüşür. Hiç, hiç olan çokluk olur mu demeyin; 'hiç', hiç olabilmesini hiçliğine borçludur; eğer hiçi hiç olarak değil de çok olarak görebilecek göze sahipseniz hiçe büzüşmüş çok, hiçin içinden fırlayıp çok formuna geri döner ki o yeni çok evrene sığmayacak kadar büyür içinizde; şunu okuyun, anlatmak istediğimi daha da anlaşılmaz kılayım.
Monolog
-Tanrım!
Efendim?
Diyalog
-Tanrım!
-Efendim!
Her an
Bir yol ayrımıdır...
Unuttuğun an
Hatırlatır...
İstememeyi istemek te
İstemek
İsteme dur
İstemeden de olur
Ezel ezberi ebede yolcu
Parça bedenlere emanet adım
Kadim ışığı saadete öncü
Sonra sönmüş bir yıldızdım
Hesapsız bir dokunuş
Tende değil sende vardım
Öncelikler haber salmış
Aslen vakit kaybıydım
Sen ki ömrün dünyalara bedel
Ne ömrün kısalır ne dünyan yıkılır
Sen ki ezelden gelen ateşsin
Ne ışığın söner ne sözün yakılır